Mutluluk, aramakla bulabileceğin birşey değildir. Dosttan ödünç de alınmaz, sokakta tesadüf eseri de rastlanılmaz. Yine para ile hayatta sahip olunulamaz. Mutluluk, bir ruh sarhoşluğudur, kelimeler ile işi olmaz...
Sabahın köründe kalk! Bedenin ister, kahvaltı et! Birilerinin emrinde iş göreceğin okuluna yada işine git! Tavsiyelere –komut demiyorum kalbiniz kırılmasın- riayet et! Sevmediğin insanlara sahte gülüşler göster! İçi boş desibeli yüksek kahkalar at! Sevdiğin insanlara fazla yüz verme! Zinde görünmek için spor yap! Dinlemek için susma, sıranın sana gelmesini beklemek için sus! Sadece etraftakiler için gereken detaylara önem ver! İktidarsız olmadığını kanıtlamak için seviş! Sevişmek için seviş! Duygularını sakla! Yalnız prens rolü herkese yakışmaz, ama sen yine de bir dene, görmek ister dost düşman nasıl duracak posanda! Ortam çocuğu ol! Sosyal ol! İnsanlar ile iletişimde yardımcı olur, entelektüel zekanı geliştir! Yüzünü asmak istediğin zaman değil, asman gereken yerde as! Onu yap! Bunu yapma! Onları,bunları, şunları yapmadan toplum normlarına bak, ona göre davran! Eğer yanıt bulamazsan çekimser ol, en çok bağıranın dediğini eyleme geçir!
İşte hayatta mutlu olmak, pembe gözlük takmak, toplumda kabul görmek için gereken rehberi sundum size. Uygulaması kolay değil mi? -Huyumdur, soru sorarım, cevabı beklemeden devam ederim konuşmaya!- Biliyorum çoğunuz zaten bu saydığım maddelerin bir çoğunu uyguluyorsunuz. İyi mi yapıyorsunuz, -cevap toplum içinse- kocaman bir ”evet”. Toplum için değil, kendiniz için cevap nedir sorusu geliyorsa, bu da iki bakış açılı. Ben toplumda kabul göreyim mutlu olurum, diyorsanız cevap ilkinden biraz küçük de olsa yine büyük bir “evet”, ama eğer ben kendim için yaşıyorum yahu diyorsanız cevap koskocaman bir “hayır”. Esasında temel olarak olay geliyor yine hormonlara dayanıyor. Endorfini size ruhunuz salgılatıyorsa, siz mutluluğu yanlış yaşıyorsunuz. Tabi şuanki kurulu sisteme göre –galiba anarşist propagandası yapıyorum- Mutluluk hormonunu size etraftakiler salgılatıyorsa doğru yoldasınız, iki sokak ileride cami var, oraya da uğramadan geçmeyin.
Mutluluk, tanımında hala soru işaretleri olan bir kavram. -Tamam hemen atlamayın sözlükte yazıyor diye, ama herşey sözlükte yazdığı gibi deil, değil mi?- Esasında benim açımdan da bir sürü şey hala net değil sözlüğün aksine. Kafamda mutluluğu üçe ayırdım sadece. Sahte mutluluk, yukarıda anlattığım toplum normlarına uyduğum için etraf tarafından mutlu olmam aşılandığında hissettiğim duygu; bahar mutluluğu, sebepsiz yere hissettiğim ve genelde havaları sebep gösterdiğim değişken olumlu modum ; gerçek mutluluk, endorfini depo dolu diyene kadar salgıladığım, gözümü pembeye boyayan neşe sevinç güzellik hali. Sanırım gerçek mutluluğa da aşkı örnek göstersem birden bire üzerime çullanmazsınız. Bahar mutluluğu dediğimde de aklıma hep Orhan Veli gelir. Üstat en güzel şekilde dile getirmiştir bahar havasını, mutluluğunu; üzerine laf söylemek bana düşmez:
Beni bu güzel havalar mahvetti,
Böyle havada istifa ettim
Evkaftaki memuriyetimden.
Beni bu güzel havalar mahvetti.
Hemen entel yazar özentiliği yapıyor da demeyin, şiir bazı şeyleri anlatmada en kolay yoldur. Şimdi kendi şiirlerimden örnek göstersem, ahaa şiir de yazıyor hayalci diyeceğinizi biliyorum, en iyisi burun kıvırmayacağınız bir örnek vereyim dedim.
Dedim ya mutluluğun tarifi zor. Çoğu zaman mutluyken bilgisayarımın başına geçip birşey yazmak isterim, o anı ölümsüzleştirmek için,ama nedense hiç oturup yazmam. O anın tadını çıkarırım, yazma külfetine ne hacet var derim kendi kendime. Paylaşmak istemem mutluluğumu , paylaşınca çoğalır ama yazarken de o çoşku gider, yaşadığım gibi anlatamam bilirim. Kalemim mi zayıf, belki. Lakin çoğu yazar da görüyorum, herkes bir kötü bir bedbahtken sarılıyor kaleme. Derdi tasayı paylaşmak, yükü al edebiyat, biraz da sen taşı demek için sanırım. Yazarlık kolay zanaat yahu, mutlu oldumu kimseye tattırma yala bitir hepsini, derdin oldu mu zorla içir millete, ayıp ayıp bunların(!) yaptıkları.
Yazar dedim de aklıma geldim. Hayalperest dostunuzu unutmadınız umarım kısa sürede. Heybesinde kırık hayallerle gezen, kıyafetleri hayaller ile süslü bahar mutluluğu daim olan dostunuz hani. Belki ismen tanımadığınız, lakin okusanız çıkarırsınız değil mi? Ben kimseyi unutmam bilir misiniz? Herkesin rezerve olmuş masası vardır bende, kimi deniz manzaralı yerde, kimi garsonun “seni döverim” bakışlı olduğu mekanda. Ne olursan ol gel banacılardanım, hem de koyu fanatiklerden. Konuyu atlattırmayalım, yazıma şaplağı patlattırmayalım.
Sınırdaki dikenli tellere takılmayın arkadaşlar, millet şunu bunu istedi diye şunu bunu yapmayın. Hayalleriniz kerpeteniniz olsun dikenli tel imhanız sırasında. Gözünüz kendi yolunuzda olsun, millet uçurumdan uzak duruyor diye siz de kaçmayın bilinmeyenlerden. Eğer istiyorsanız koşun uçurum kenarlarında. Açın kollarınızı çağırın mutluluk açan çiçekleri. Gerekirse en dipte arayın mutluluğu. Uçmayı denemeye ne dersiniz peki? Ne demiş şair:
Düşmeden atladım hayattan,
esasında ölmeyi severim
benim korkum uçmayı denemeden ölmekti...
Uçmayı öğrenemedim,
ama hayal edebildim…
Rüzgar okşadı kanatlarımı,
Ruhum bulutlara kondu,
Içim huzur doldu;
Ruh gözüm yaradanı gördü…
Denizinizden martılar, kanadınızdan rüzgar, kaleminizden mürekkep eksik olmasın. Mutluluk mu, yaşayın yeter, o sizi bulacaktır. Herkese selam ola...
Hayalbaz
Nam-ı Diğer
Fatih Gürçay
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder