Sol Ayak ve Ciğerler
Şarkıcı “İki yol var demiştin, hangisini seçeyim?” diye saçmalarken, hatta olayı uzatıp “korkma bebeğim, hepsinin sonu aynı” diye uzatırken, kararsızlık böceğinin yaşamımızı mesken edindiğini anladım. Nasıl pis bir böcekse bu kararsızlık, her yere dışkısını bırakmış. Ne bugünü temiz bırakmış ne yarını. Katran gibi bir rengi var; eli, yüzü, gözü kapkara; kara delik misali. İçine bakmaya çalışıyorsun, tek görebildiğin şey boşluk, ya da göremediğin mi demeliyim? Çünkü bir şey boşsa ve sınırları yoksa nasıl bir şey görebildiğini iddia edebilirsin ki? Aynaya bakmak da bu aralar aynı etkiyi yapıyordur kesin, karşında içi simsiyah bir insan posası. Biraz da oraya buraya bulaşmış insan dışkısı.
Temel ihtiyaçlar karşılanıyor. Birkaç sahte gülüş sergileniyor, istendik sonuçların alınamayacağı bile bile bazı girişimlere adım atılıyor falan filan. Bir gün üşenmeden aldım karşıma ayaklarımı sordum “Nereye götürdüğünüzü sanıyorsunuz beni?” diye, fark ettim ki yaptıklarının farkında bile değiller. Sağ ayak sol ayak gidiyor diye yoluna devam ediyor, sol ayak zaten sağın takipçisi. Cevap tatminkar gelmedi, gittim bir de ciğerlerime danıştım. “Yıllardır utanmadınız hava istemekten, peki bu çaba neden?” , cevap hiç de öyle tokat gibi değildi: “öyle olması gerekiyor, biz de görevimizi yapıyoruz!” . Anladım beden uzuvlarına yumurtlayamamış kararsızlık böceği. Onların bir görevi var ve yerine getiriyorlar. Birileri emrediyor, onlar yerine getiriyor. Ne güzel! Ya da değil!
“Her tercih bir vazgeçiştir.” gibi ağdalı laflar eden insanlar vardır bir de. Bunlar hep öğüt verirler “En kötü karar bile kararsızlıktan iyidir” derler. Pis böcek, nam-ı diğer kararsızlık, bu tiplere düşmandır diye düşünenler pek bir yanılıyor. Çünkü bu öğütler asla tutulamaz. Zaten nefes alıyorsan çoktan ağların içine düşmüşsün demektir. Ya nefes almayı sürdürmesi için emir verirsin solunum sistemine ya da vazgeçersin teneffüsten. Hangi insan yaşamının bir evresinde intiharı düşünmemiştir ki? Bu insanların çoğu da cesaret örneği gösterirler; malum yaşamak cesurların işidir, vazgeçip göçmek ise korkakların. Sokaklar korkaklar ile doludur, lakin onların yaptıklarına da yaşamak denemez.
“Karar vermeden önce iki kere düşünmek gerekir.” diye söylemler vardır hep. Olmuş olanların istatistiğine bakılır, olması muhtemel şeylerin hesabı yapılır, bir kenara artılar bir kenara eksiler not düşülür. Sonra da bunlara hiç bakılmaksızın o anın verdiği halet-i ruhiye ile seçim yapılır. Hesap kitap işi değildir karar. Zaten kararsızlıkta tam da buradan doğar. Çünkü o kadar çok sizden bağımsız etken vardır ki, siz sadece zarı tutan elsinizdir. Zarı da başkası sallar, sonucu da başkası okur. Bu kadar müdahili olmaktan uzak olduğunuz bir durumda da karar vermek seçim yapmak pek de kolay olmaz. Peki tecrübeyle sabit işlerle yaşamayı denemek mümkün müdür? Yani daha önce yaşadığımız ya da birilerinin yaşadıkları olayları karşımızdaki yeni olaylarla karşılaştırıp ona göre bir karar vermenin oluru var mıdır? Tabi bu karşılaştırma safhasındaki kararsızlığı göze almak zorunluluğu altında yapılacak seçim meselesi. Bu sorunun yanıtı da tahmin edilebilecek şekilde kocaman bir hayır’dır. Her olay başkadır, hiçbir şey birbirine benzemez. Herkes birbirinden farklıdır. Hatta herkes bir an öncesindeki kendinden bile farklıdır. Şu anki “ben” yazıya başlayan “ ben”le aynı kişi mi? Hiç sanmam…
Kararsızlık böceğini yok etmenin yolu yok mu peki? Elbette var: karar vermemek ya da kararı başkasına yüklemek! Birincisi her zaman mümkün olmayabiliyor, malum bazen öyle bir durumda kalıyoruz ki beyaz kalmak mümkün değil, ya çamur ya çimen lekesi, ya da birini alana diğeri bedava kampanyası. Zaten karar vermeme süreci de bir nevi kararsızlık durumu. İkinci alternatif ise şuanda dünyadaki çoğu insanın uyguladığı politika. Kararını başkasına devretme (yıkma). Hatta buna kadercilik ismini takanlar bile var. Tamam iradeyi kabul ediyorlar lakin nihai kararı başkasının vereceğini de vurgulamaktan çekinmiyorlar. Bunun rahatlığı hiçbir şeyde yok tabi ki. Neyi seçersen seç, sonuçta birileri el yazısıyla alın bölgesini hedef alıp hat sanatının en güzel örneklerinden bir demet sunmuş sana, ve bu güzel yazıyı bozmak çirkin insan oğluna yakışmaz. Kararsızlık böcekleri bu tip insanları sevmez işte. Çünkü hayatları nettir pek de zevksizdir. Zaten koruyucusu olan insandan herkes korkar, ondan korkmayanın da bir koruyucusu bir karar vericisi mevcut demektir.
Ha bir de işin içine kalp girerse o zaman karar verme süreci pek de sancılı olur. Böbrek acısı, diş ağrısı ve kalp sızısı; bu üçü hiçbir şeye benzemez. İlk ikisi tedavi kararı ile sona erer. Diğeri çok bilinmeyenli denklemdir. Karar versen verilmez, kararı başkası verse gururuna yediremezsin , kısaca ne yapsan bütün yollar çıkmaz sokak gibidir. Ama her sokak sonu kapalı da olsa birbirine benzeyen labirentler yumağıdır. Yumağa kendi isteğiyle dalaşan, en sonunda da ipe dolaşan kedi misali kalırsın. Birileri seni kurtarsın istersin, ama kendin başarsan daha bir güzel olacaktır.
Kediler aynaya bakmaz genelde, kararlarının onları ne hale getirdiğinden korkarlar çünkü. Gözlerinin altının mor olmasından çekinir, gözlerindeki umut ışığının sönmesini görmekten sakınırlar. En sonunda “en kötü karar , kararsızlıktan iyidir” der çeker giderler. Bileklerinde ayna kesikleri vardır, sahipleri onların yerine kararı vermiştir…
Ne demiş şair;
Zorluk
Omzumda alabildiğince karar.
Dağıtmak istiyorum ona buna,
almıyorlar.
Hepsi bana kalıyor,
Eziliyorum...
Tüm herkese selam ola, ömrünüz boyunca “kedi” değil “sahip” olmanız dileğiyle. Evet, bu bir bedduaydı!
Halaybaz!
nam-ı diğer
Fatih Gürçay